Author Archives: Fatih Yağcı

Hanımları Delikanlı Olmaya Davet Ediyorum

Tesettür mevzusu milletimizi gündeminde durmaya devam ediyor. Kamu alanında tesettüre uzanan eller artık kırıldı veya gizlendi. Ancak şeytanlardan nefislere uzanan el tamamıyla kırılmış değil.

İslami olarak giyinmeye karar veren kardeşlerimiz bazen moda ile İslam arasında tercih yapmakta zorlanabiliyor. Hele hele tesettür modasının plajları aratmadığı şu günlerde, “görenek belasıyla” yayılan virüse karşı mukavemet epey güçleşmiş. Ülkemin caddelerinde şeffaf tesettürün görülmesi sizi güldürür müydü yoksa üzer miydi bilemiyorum ama beni düşündürdü.

Tesettürün temel fıkhi ölçüsü el ve yüz dışındaki yerlerin örtmek, şeffaf olmamak ve vücut hatlarını belli edecek kadar dar giyinmemektir.

Aslında mesele bu kadar net. Ancak nefis, her zaman benzer elbiseler giymek istemediği gibi anneanne gibi bol giyinmek de istemiyor. Hele de evlilikte rekabet piyasasının kızıştığı şu günlerde kolay kolay caddelerden silinmek istemeyip, ön plana çıkmayı arzuluyor.

Bir yandan da açık giyinen hanımlar kendini alamayıp “bunlar gibi daracık uydurma tesettüre girmektense hiç girmem” diyerek fetvayı alıyor. “Onlar da bakmasınlar canım” diyen ablalar da sokağın köşesinden dönerken karşı caddeden “erkeğin tesettürü gözüdür, işine bak fatih yağcı” nidalarıyla ilerleyen hanım kardeşim erkekleri büyülemeye devam ediyor.

Bunca anlam kargaşasının ve farklı tesettür yorumunun olduğu bir dönemde hanımların “delikanlı olup” şunu söylemesi gerekmez mi “ayette ve hadiste net olarak ne söyleniyorsa razıyım, kabul ediyor ve uyguluyorum. Güzelliğimi eşim dışındaki erkeklere karşı göstermekten haz almadığım için setrediyorum”.

Tesettür Sohbetine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.youtube.com/watch?v=A-zjMeAntPE

İsrail İçin Geri Sayım Başlasın

Zor günler geçiriyor küremiz. Durup düşündüğün zaman bu kadar büyük dünya kime yetmez ki insanlar birbirlerini gırtlaklayarak ellerini kana buluyorlar diyorsun. İkinci dünya savaşı çıkıyor ve 50 milyondan fazla insan ölüyor. Ama bu da yetmiyor. Kana susayan ve doymak bilmeyen şeytani ruhlar, dünya kazanını karıştırmaya devam ediyor. Nedir bu doyumsuzluk?

Peki dünyayı fesade veren habis ruhlara yetmiyor mu bu koca dünya? Neden saldırıyorlar? Bazen anlamakta zorlanıyor insan. Dört harfli kısacık kara delik gibi dünyayı yutsa tok olmayacak bir kelimedir o: HIRS

Hırs, doygunluk özelliğinin kalkmasıyla verilene kanaatsizlikle meydana çıkar. İstediklerini elde etse de şeytan ona daha nihai gayeler çizer. Ve o da, gün batımında gölgesini yakalamaya çalışan insan gibi kovalar durur ölüm onu alıncaya dek. Ne para doyurur, ne şöhret ne de dünyanın hakimi olmak. Onu ancak toprak doyurur.

Şu sıralar İsrail yönetimi mahallede herkesin gıcık olduğu çocuğa benziyor. Alem-i İslamın sabrı doldu taşıyor. Dokunsan ağlatacak duruma geliyor. Görünen o ki herkese sataşan bu şımarık çocuk mahalleliden sağlam bir dayak yiyip mahalleden kovulacak. Bu sözlerim kurgu, arzu ve isteklerim değil. Mühim dayanaklarım var. Onlardan bir tanesi işte bu dehşetli hadis:

Ebu Hüreyre (ra) bildirmiştir: “Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurdu: ‘Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (galip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; ‘Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudi’dir, gel de onu öldür!’ diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.” (Müslim, Fiten, 82)

Sabır taşını çatlatırcasına dehşetli imtihanlar yaşandığının farkındayım. Ancak maçın sonuna yaklaştık. Ahirzamandayız. Ve bu maç bitmeden skorun değişeceği bize vaad edilmiş. Öyle ise alem-i İslamın bayram yapacağı günler uzak değil. Birleşmiş İslam Devletlerini tüm ruhumuzla arzu ediyor ve Allahtan niyaz ediyoruz…

Amazonlardan Pasifike Sırlı Bir Yolculuğum

Dünyanın binlerce kilometre uzağındaki hiç ayak basmadığın yerlerindeki “başkalarının yaşanmışlıkları” neden seni üzüyor hiç düşündün mü?

Pasifike açılan bir kumsalda sörf yapmanın coşkusunu hiç tatmadın.

Amazon yağmur ormanlarında tefekkür ederken kendinden geçip kaybolmadın.

Amerikanın kalyon vadilerinde üstü açık bir arabada hızla giderken ayağa kalkıp avazın çıktığı kadar bağırıp onun yankısını dinlemedin hiç.

Ford Mustang’in çıkarttığı motor sesinin titreşimini bedeninde hissetmedin.

Hala hiç tatmadığın meyveler ve mutfaklar var. Yüz binlerce tadından bile haberdar olmadığın lezzetler…

Uçmak istemez miydin semalarda tek başına?

Denizlerin altındaki muhteşem dünyayı sadece belgesellerden seyrettin.

Tarihi çok sevdin ama o tarihi anlara, savaşlara, peygamberlerin mücadelelerine gözünle tanıklık etmek isterdin eminim. Hele maceralarla dolu miraç hadisesine tanıklık etmeyi, gişe rekorları kıran filmleri izlemeye tercih ederdin.

Yoksa senin hiç yaşamadığın ama evliyaullahın yaşadığı “muhteşem manevi duygular” dünyasını hayal etmeye mi çalışıyorsun.

Merak ettiğin yığınla “bilgiye” de açsın. Hz. Muhammed(sav)’in ruhundaki cevheri anlamak, Allah’a ne ile bu kadar samimi yöneldiğini bilmek isterdin.

Eminim anlayamadığın insanları anlamak isterdin. Kütüphaneler dolusu “doğru” bilginin hafızanda nakşedilmiş olmasını… Kirli bilgilerden ve hayallerden tamamen arınmış olmayı…

Kainatın perdesini kaldırıp her şeyin iç yüzünü görerek, matrix’in matematik şifreleri gibi gözünden akmasını istemez miydin? Her şeyin şifresi, muamması…

Velhasıl, arzular hadsiz. İstemeyi akledemediğimiz ve hatırımıza gelmeyen arzuları bile arzuluyoruz. Dünyanın bir köşesinde benim tatmadığım bir lezzet kalmasın bile diyebilirsin.

Emeller nihayetsiz… Ömür çok az… Öyle ise yanı başında duran ve bütün bu kilitleri, muammaları açan özgürlük kapısını çal. Evet, şimdi senin için, secde vakti…

İrticacı ve Örümcek Kafalı Fatih Yağcı

İrticacı ve Örümcek Kafalı Fatih Yağcı

Bugünkü okuduğum haberden sonra, kimse bana “Ben özgürüm. İster içkimi içerim, ister kumar oynarım” demesin. Rakamlar ibretlik. Yapılan araştırmaya göre, 189 cinayetin 159unda alkol var.

Durum böyle olunca bu senin özgürlüğün olmaktan çıkıyor. Başkalarının hakkına tecavüz oluyor. Medeniyetin özgürlük anlayışına göre başkasının sınırlarını ihlal etmedikçe istediğin kadar özgür olabiliyorsun. İslamiyet’teki özgürlük tanımına göre ise, ne başkasına ne kendine zararın olmayacak. O halde alkol belası ne medeniyetin, ne de İslam’ın özgürlük tanımına uymuyor. Mikrop ve virüslerle nasıl mücadele ediliyorsa bu illetle de o şekilde mücadele edilmesi lazım gelirken, rahatça dükkanlarda yerini almış…

Bu konuda savunma yapanlar “içmesini bilmek lazım” derler genelde. Peki kardeşim, içmesini bilmeyen birisi yarın öbür gün, kendini kaybedip senin kardeşini veya evladını katlederse sen de kararında içmesini bilecek misin? Musibet ağır gelince bu işin ayarı kalır mı sende? İşin dini boyutunu hiç işin içine katmasak bile insan olan herkes anlar ki bu bir beladır, illettir ve zehirdir.

Ölümlü trafik kazalarının da yüzde 55i alkol sebebiyle olduğu düşünülürse, kimsenin usta şoför olmasının pek bir faydası yok. Çünkü onlar gelip seni buluyor.

Rusya’da içki müptelası olan bir neslin gözlerimizin önünde eridiğini görüyoruz. Devlet ne kadar mücadele de etse bu virüse son veremiyor. Ancak bizde alkolü yasaklarsan; irticacı, dinci, şeriatçı, yobaz ve örümcek kafalı olursun.

Batılılara benzersek çağdaş oluyormuşuz. Aile yapısının paramparça olduğu batılı ülkeleri körü körüne taklit edenler, acaba onlarda sık sık yaşandığı gibi, babası evi terk etmiş bir çocuk dünyaya getirmekle mutlu olacaklarsa buyursunlar batılı olsunlar.

İyisi mi, Avrupa ve Amerika’dan sanata ve terakkiye dair ne varsa alıp, pisliklerini onlara bırakıp işimize bakalım biz…

Çekin Pis Ellerinizi Orta Doğudan

Koca dünyamız herkes için yeterinden fazla büyük olduğu halde, neden savaşlar çıkar ve milyonlarca insan tatlı canını kaybeder ve cansız bedeni toprağın altında yerini alır?

Neden felsefe, etik ve ahlak anlayışı günümüze kadar üzerine koyarak geliştiği halde daha kötü bir hal alıyor?

Elimizde 10 ekmek var ve 5 kişiyiz. Neden kavga yapıyoruz? Anlamakta zorlanıyorum.

Kainatın Sultanı, üzerinde yaşadığımız bu küreyi, keşfedilmeyi bekleyen uçsuz bucaksız genişlikte ve güzellikte yaratmış.

İnsanın midesinin ihtiyacından gözünün görmek isteyeceği manzaralara kadar sayılamayacak kadar nimetlerle donatmış.

Bu genişliğe kıyasla 7 milyar insan, devede kulak kadar bile kalmıyor. Kaynak ve zenginlik olarak ise 7 katrilyon insanı besleyecek birr bolluk var.

Peki insan neyin kavgasını yapıyor? Neye acıkıyor? İnsanın midesini doyuracak kaynak olsa da dünyayı ateşe veren şerur insanların doymak bilmediği bazı mideleri var. Hırs, ego, kanaatsizlik…

Kanaatsiz insana Bill Gates’in servetini de versen fakirdir, ihtiyaçlıdır. Çünkü doymuyor, doymuyor… Daha fazlasını istiyor.

Hırslı adam ise hedefi yolunda hiçbir kural ve değeri tanımadan çiğniyor. Ona göre hedefe ulaşmak için her yol mübah.

Egoist ise en güçlü olup başkalarının küçülmesini istiyor. Asabiyet-i milliye fikri varsa bunu sadece şahsı adına değil milleti, ırkı adına da yapıyor. “Felan ırk, dünyanın en büyük süper gücü” cümlesi için masumların kanını içiyor ve ikinci dünya savaşında 50 milyondan fazla insan hayata gözlerini yumuyor.

“Allahım bir insan nasıl bu kadar ahmak olabilir” diye düşünüp duruyorum. Dikkat ettiyseniz bütün sorunların başında ahiret inancının eksikliği göze çarpıyor. Cehenneme inanan bir insan bu işin sonrasını düşünmez mi?

Dinsiz felsefe, ahireti tanımadığı için her geçen gün dünyayı içinden çıkılmaz bir bataklık haline getiriyor. Ağlayan anaların sesiyle keyfine keyif katan, özgürüm zannedip şeytanın kölesi olan herifler bir gün bu meseleyi tam anlayacak.

Yeter artık çekin pis ellerinizi orta doğudan. Barış içinde yaşayacağımız, İslam’ın gönülleri fetih edeceği o günlere engel olamayacaksınız. Çünkü Rabbim vaad etmiş Kuranında, nurumu tamamlayacağım diye…