Hacı Olmak İçin Mekke’ye Giden Yahudi

Home  >>  Genel  >>  Hacı Olmak İçin Mekke’ye Giden Yahudi

Hacı Olmak İçin Mekke’ye Giden Yahudi

10
Eki,2017

0


Hacca giden, Mekke’ye giden bir Yahudi.. “Allahuekber!” diyen bir Budist.. Kulağınıza garip geldi değil mi? Bir de şuna bakın: Yılbaşını kutlayan bir Müslüman! Düşünün, bir rüyadasınız. Gerçekten hayatınızda gördüğünüz en ilginç rüyalarınızdan bir tanesindesiniz. Bir duvara yaslanmış, dizlerinizi karnınıza çekmişsiniz. Ellerinizi sımsıkı tutan birisi var. Ve siz de onun ellerini sımsıkı tutuyorsunuz. Titriyorsunuz. Hava biraz soğuk gibi. Ama bu titreme, farklı bir titreme. Kalbiniz güm güm çarpıyor. Anlamaya çalışıyorsunuz. Duvarlara bakıyorsunuz; sıvası dökülmüş, beyaz duvarlar. Ve gözlerinize kurşun izleri ilişiyor duvardaki. Bir anda tiz bir ses kulağınızın yanında geçiyor. Ellerini sımsıkı tuttuğunuz o kişinin kolları sizi sarmaya başlıyor. Kokusundan anladınız ki bu anneniz. Sesler artmaya başlıyor. Tiz silah sesleri.. Nereye isabet ettiğini bilmiyorsunuz kurşunların. Yanınızdan vızır vızır geçiyor. Dışarıda patlama sesleri.. Ve öyle ki, sesin şiddetiyle bütün iç organlarınız titriyor. Camlar kırılıyor, yaslandığınız duvar titriyor. Sıktıkça sıkıyorsunuz en sevdiğinizin ellerini. Annenizin kolları altındasınız. Ama korkuyorsunuz. Ne sağa ne sola hareket edebiliyorsunuz. Annenize sımsıkı sarılıyorsunuz, çünkü bıraktığınız an ona kurşunlar değecekmiş gibi hissediyorsunuz. Sımsıkı sarılıyorsun ona etten duvar olabilecekmiş gibi. Sımsıkı sığınıyorsun kucağına. Sizi koruyan en güçlü kaleymiş gibi. Dilinde titrek dualar ve gözlerinde dayanamadığınız yaşları görüyorsunuz. Gözlerinize babanız ilişiyor. Babanızın gözleri hızlı hızlı dönüyor, gözleri büyümüş. Bakışlarında korku var. Sonra, yıkılıyor yaslandığınız duvarlar. Sizi tutan sımsıkı el gevşiyor. Buz kesiliyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde değilmişsiniz gibi.. Kayboluyorsunuz. Ama olduğunuz yerden de hiç bir yere gidemiyorsunuz. Bir savaş bu. Ama siz asker değilsiniz ki Enkaz altında duyulan çocukların sesleri… Acıyla inleyen çocuklar.. Kimsenin sizden haberi yok mu? Kimse yardıma koşmayacak mı? Siz hiç kimseye bir şey yapmadınız ki! Peki bunu yapanlar sizden ne istiyorlar? Bilemiyorsunuz. Bunu neden yapıyorlar? Bunu yapanların ailesi, annesi, yavrusu yok mu? Size bunları yapanların ailesi de bu halde mi? Yoksa, onların aileleri dünyanın başka diyarlarında mutlu bir halde mi yaşıyorlar? Dünya yüzünde mutsuz bir tek siz misiniz yoksa? Her şey bir kabus olsa, uyansanız. Bütün bunlar olmamış olsa. Annenizin elleri hala sıcak olsa, ölüm kadar soğuk olmasa. Eviniz de sıcacık olsa. Bir anda gözlerinizi açıyorsunuz. Uyanıyorsunuz, nefes nefesesiniz. Her şey bir rüyaymış. Yüzünüze güneş ışığı vursun diye anneniz perdeyi çekiyor. Bir anda dünyalar sizin oluyor. Sanki duanız kabul oldu her şey bir kabustu. “Dışarıya bak.” diyor anneniz. Sonra dışarıya bakıyorsun. Dışarısı bembeyaz, her yer kar. Sonra diyor ki; “Bu gece Noel gecesi. Haydi hazırlan! .. Birazdan kiliseye gideceğiz yavrum.” Bir an afallıyorsun. “Ne oluyor ya?” diyorsun. “Kilise mi?” Sonra farkediyorsun ki, hala bir rüyanın içindesin. Rüyanın içinde başka bir rüyaya uyanmışsın. Hala gerçekte değilsin. Ne alakaysa rüyanızda Hristiyan çocuğusunuz. Artık nasıl bir bilinçaltınız varsa diye düşünmeye başlıyorsunuz. Ama rüya durmuyor. Anneniz “Haydi, çabuk!” deyip duruyor. Mecburen hazırlanıyorsun. Annen saçlarını düzeltiyor, tarıyor. Sonra beraber kilisenin yolunu tutuyorsunuz. Çan sesleri geliyor. Yaklaştın. Yaklaştın. Sonra içeri giriyorsun. İçini garip bir his kaplamaya başlıyor. İçeride bir ayin var. Anneniz de bir güzel duruma ayak uydurmuş. Siz şaşkın bakışlarla insanları izliyorsunuz. Her yerde bir telaş var, hazırlık var. Akşama hazırlık yapıyor insanlar. Çünkü bu gece önemli. Bir Noel haftasında daha, tanrı kabul ettikleri İsa’nın doğum günü diye durmadan koşuşturmalar.. Bu gece de işte Noel gecesiymiş. Zaman geçmek bilmese de nihayet eve dönüyorsun. Salona bir giriyorsun, içeride ne görsen? Işıl ışıl Noel ağacı, hediyeler.. Sonra bakıyorsun sofralar kurulmuş, geleneksel hindi, sosis, her şey hazır. Mis gibi kokuyor. Dışarıda gece olmuş artık. Anneniz diyor ki; “Haydi, Noel Babaya mektup yazma vakti. .. Ne istiyorsan söyle canım.” diyor. Bu iş iyice sıkmaya başlıyor seni. Noel babaya mektup yazmak mı? Şaşırıyorsun. Uyanmak istiyorsun artık bu rüyadan çünkü çok çirkinleşmeye başladı. Jingle bells, jingle bells her yerde, şarkılar.. Ruhunu sıkıyor artık. Artık buraya ait olmadığını iyice anlayıp uyanmak istiyorsun. Uyan! Uyan! Uyan! diye kendine bağırıyorsun. Sonra gözlerini tekrar açıyorsun. Şimdi gerçeğe döndün. Ama bu rüyaların geçek olarak yaşandığı diyarlar .. var, bunu da biliyorsun. Biz, iki hayattan da başka bir hayatı yaşıyoruz. Fakat bir gerçek daha var ki bugünlerde bu gerçeği unutuyoruz. Biz büyük bir ailenin, büyük evladıyız. Kardeşimiz ise, başı dertte. Kardeşimiz, ilk kabusumuzun içinde, ilk rüyamızın içinde. Onu hapsedenlerse, onların aileleri ise ikinci rüyada. Gelecek dini bayramlarını kutlamaya hazırlanıyorlar. Ne garip ki, biz de ikinci hayatı taklit edip aynı bayrama hazırlanıyoruz. Hristiyanların bayramına. Sanki kardeşimiz canımızdan bir parça değilmiş gibi ona bu işkenceyi yapanların eğlencesine dalıyoruz bir anda. Onlara benziyoruz. Onlara işkence edenleri bir kenara bıraksak sanki kardeşimiz canımızdan bir parça değilmiş gibi biz onu boşverip eğlenmeye hazırlanıyoruz. İçin rahatsız oldu değil mi kardeşim? Şimdi başka bir gerçeğe daha dalıyoruz. Öyle bir hayatta yaşıyoruz ki, gördüğümüz alemin ötesinde çok farklı bir alem var. Haram sevdalardan da öğrenir ya insan hani; bazen madde görünenden de öte bir mana taşır. Bunu kelimelere, harflere benzetecek olursak; Görünüşte harf denen bazı şekiller var. Yan yana geliyorlar. Ama o kelimeyi kelime yapan görünenin ötesinde bir mana var. Kelimenin manası var. Manaların, görünüşünden daha öte olduğu bir hayatta yaşıyoruz. Hal dilinin, kal dilinden çok daha fazlasını anlattığı bir hayat. Hatta bazen öyle anlar olur ki Dil haykırır, hal ve yaşayış yalanlar. Söylenen ile uygulananın farklı olması gibi de düşünebiliriz. Bunun örneğini çok yakın zamanda, yaklaşan bu dini bayramda görebiliyorsunuz çok net bir şekilde. “Ben Müslümanım!” diye haykıran dilleri “Ben Hristiyanım!” diye yalanlayan haller, yaşayışlar var. Buna kendi gözlerinizle şahit oluyorsunuz. Benim niyetim sadece biraz eğlenmekti diyor ama ilk kabusumuzda hapsolan kardeşimiz de, ikinci rüyadakiler de hal dilinin sesini duyuyorlar. Hal dilinin, kal dilinin değil. Kardeşim.. Müslüman kardeşim.. Bu videoyu izleyen kardeşim.. Yılbaşında özel planlarla eğlenmeyi düşünüyorsan “İlla bir şeyler yapmam lazım. .. Bugün bir şeyler yapmam lazım, bugün özel bir gün.” diye düşünüyorsan, normal günlerden farklı bir gün, Yılbaşının bir takvim yaprağından daha fazla mana ifade ettiğini düşünüyorsan, şunu ifade edeyim ki bir çok İslam alemine göre bu yapacağın şey uygun değil. Çünkü sen “Müslümanım.” diyen dilinin zıddına manası çok başka olan bir gecede hal dilinle Müslüman imajına zarar veriyorsun. Niyetin kötü değil belki. Eğlenmekten başka bir niyet taşımıyorsun. Sadece bir gece eğleneceksin. O kadar. Sana bir teklifim var. Gideceğin mekanlara, gireceğin haramlara beni de davet et. Takılalım, beraber takılalım. Sabahın ilk ışıklarına kadar çılgınlar gibi eğlenelim. Ama şimdi sayacağım şartları sağlayabilirsen geleceğim. Ölüm denen gerçek başımıza gelecek en kesin şey. Ölüm denen gerçek yepyeni bir hayatın başlangıcı olmasaydı, yepyeni o hayat da şu anda yaptıklarımızla şekillenmeseydi.. Şu anda yaptığımız her şeyden bir gün bize hesap sorulacak olmasaydı eğer, bu dünyaya yeyip, içip geçmek için gelmiş olsaydık, bu dünyaya gönderiliş amacımız ve vazifelerimiz olmasaydı ve biz sonunda alemlerin Rabb’ine dönecek olmasaydık Sen haklısın, durma. Haydi eğlen! Eğlencenin dibine vur. Ama, ölüm denen gerçek başımıza gelecek en kesin şey, ölüm denen gerçek yepyeni bir hayatın başlangıcı, yepyeni o hayat da şu anda yaptıklarımızla şekillenecek. Şu anda yaptığımız her şeyden bir gün hesap sorulacak. Bu dünyaya boş yere yaşamaya gelmedik. Bu dünyaya gönderiliş amacımız ve vazifelerimiz var. Ve biz en sonunda bizi yaratan Rabb’imize döneceğiz. Hz. İsa Peygamberin (as) kesinlikle razı olmayacağı ve belki de ahirette ümmetini Rabb’ine şikayet edeceği bu Noel gecesinde başı boş eğlenceler, zevkler yüzünden hem ömür boyu hem ahiret boyu sürecek pişmanlıklarla nice günahlara girilirken, Hristiyanların dahi bunun hesabını yarın ahirette nasıl vereceği yürek titreten bir hadiseyken Sen kardeşim! Neden onların batıl fikirlerini, düşüncelerini taklit ederek kendi Müslümanlık davana zarar veriyorsun? Kardeşim! Uyuduğun o derin gaflet uykusundan uyanmak için asla geri dönüşü olmayan mahşer gününü bekleme. “Kim bir kavme benzerse o, onlardandır.” buyuruyor Rasulullah (asm). Ondan geriye doğru sayacak olsak bire ulaşma ihtimalimiz bile meçhul. Ama dünya denen bu alem başına büyük kıyamet kopacak ve ahiret diyarına çevrilecek. İşte bu kesin yaşayacağımız bir hadise. İşte o gün, ahiret gününde bir çift siyah göz arayacaksın kardeşim bütün kalbinle. Kimin gözleri o, biliyorsun sen. O acınacak halinle merhamet deryası bir yürekten şefaat istemek için bir çift siyah gözü Hz. Muhammed’in (as). Diyor ki “Benim ümmetim kıyamet gününde alınlarındaki abdest izlerinin beyazlığı ile tanınır.” diyor. O gözler, seni benzediğin kavimden ayıracak hal bulamazsa sende ve tanımazsa seni o zaman geri dönüşü olmayan bir pişmanlık kalbini yakmayacak mı kardeşim? Değer mi kardeşim? Uyduruk, saçma sapan bir gece için hakikat olan sonsuz bir cennetten vazgeçmeye değer mi? Hacca giden bir Yahudi.. “Allahuekber!” diyen bir Budist.. Kulağa biraz garip geldi sanki, değil mi? Anladın sen onu kardeşim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir